Erdoğan 3 çocuk istiyor ama pandemi ile tüm dünyada doğum oranları düşüyor



Pandemi döneminde evde kalma ve doğurganlık ile ilgili hepimizin sıkça rastladığı espriler yapıldı. Bunlar sosyal medyada viral oldu. Birçok TV yorumcusu programlarda pandemi döneminde eve kapanma ile birlikte çocuk doğum oranlarında pandemi patlaması (pandemic boom) yaşanabileceği yorumlarını dile getirdi. Peki öyle mi oldu?

Hayır!

Pandemi döneminde tüm dünyada çocuk doğum oranları geriledi. Dünyanın birçok ülkesinde nüfus düşmeye başladı. Bunda pandemi döneminde doğum oranlarındaki gerilemenin yanında, göçlerin azalması ve pandemi ölümleriyle ömrün kısalması gibi etkenler var.

Çin belki de bu durumda en çok etkilenen ülkelerin başında geldi. Mayıs ayı sonunda ülke tek çocuk politikasından vazgeçerek 3 çocuğa kadar sahip olma politikasına geçti. Çin’in henüz 5 yıl önce 1980’li yıllarda başlayan tek çocuk politikasına döndüğünü açıklamıştı. Şimdi bu politikadan geri adım attı.

Çin’in geri adımının nedeni de ülkenin her yıl 400 bir insan kaybediyor. Her ne kadar yetkililer halen nüfusun arttığını dile getirseler de çalışmalar daha önce 2050 yılında ülke nüfusunun gerilemeye başlayacağı öngörüsünün artık 2030 yılına gelince başlayacağı gerçeğini değiştirmiyor. Çinli yetkililerin de gördüğü bu gerçek üzerine politika değişikliğine gidiliyor. Çin mevcut eğilimlerle devam ederse 2100 yılına gelindiğinde mevcut nüfusundan 600-700 milyon daha az insanın yaşadığı bir ülke haline gelecek.

Nüfus azalışı ile ilgili sorunla karşı karşıya olan tek ülke Çin değil. ABD’de doğum oranı 6 yıldır üstü üste geriliyor. ABD’nin doğurganlık oranı 1,6 seviyesinde. Çin’de ise bu oran 1.3. Normal koşullarda bir ülkenin nüfusunun aynı kalması için gerekli olan doğum oranın 2.1 olması gerekiyor.

Dünyanın geri kalan birçok ülkesi de aynı riskle karşıya. Doğum oranı büyük nüfusu ülkelerden sadece Hindistan 2.1 seviyesini tutturuyor. Bu oran Japonya’da 1.3, Rusya’da 1,6, Brezilya’da 1,8, Türkiye 1,76 AB ülkesi ortalaması 1,53.

Olaya Türkiye açısından bakarsak Türkiye’de 2,1 oranının altında kalan ülkeler arasında. 2001 yılında Türkiye’de doğurganlık hızı 2,38 seviyesindeyken, 2020 yılında 1,76 seviyesine geriledi.

Gelişmekte olan bir ülke olan Türkiye 1,76’lık doğurganlık hızıyla gelişmiş Fransa ile aynı seviyeye geldi. Nitekim Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Babalar Günü dolayısıyla gençlerle buluşmasında ‘erken evlenme’ ve en az 3 çocuk yapma tavsiyesi yaptı.

Buna karşın Pakistan 3,4, Nijerya 5,1’lik oranları ile halen yüksek doğurganlık hızlarına sahip ülkeler. Ancak bu oranlar bir ülkenin mevcut nüfusunu koruyabilmesini sağlayan 2,1’lik ortalamanın üzerinde olsa bile, 1960’larda Pakistan’ın 6,6, Nijerya’nın 6,4’lük oranlarının oldukça altında.

NUFUS NEDEN DÜŞÜYOR?

Yazının girişinde de belirttiğimiz gibi doğurganlık hızı pandemi döneminde bekleninin aksine geriledi. Toplumun pandemi nedeniyle geleceğe dair kaygılarının artmasının etkili olduğu gözlemleniyor. Brookings Enstitüsü yaptığı araştırmada ABD’de 300 bin çocuğun pandeminin getirdiği ekonomik belirsizlikler nedeniyle doğmadığını tespit etti.

Ayrıca Covid nedeniyle yaşanan ölümlerde nüfustaki gerilemenin önemli bir nedeni. ABD’de pandemi ile Afro-Amerikalıların beklenen ömür rakamı 2 yıl gerilerken, Latin Amerika kökenli ABD’lilerde bu rakam 3 yılı buldu.

Ülke nüfuslarındaki gerilemenin bir başka nedeni de pandemi nedeniyle göçlerin kesilmesi. Birçok ülke pandemi döneminde sınır kontrolleri ile sıkı göçmen politikaları uygulamaya başladı. Örneğin göçmen sayısında azalma nedeniyle  Avusturalya’nin nüfusu 2020 yılında 1.Dünya Savaşı’ndan bu yana ilk kez geriledi.

ŞEHİRLEŞME DOĞURGANLIĞI DÜŞÜRÜYOR

Nüfustaki gerileminin bir başka ve önemli nedenlerinden biri de şehirleşme. 1960’larda dünya nüfusunun üçte biri şehirleşde yaşarken bugün bu oran %60’ yükseldi. Kırsaldan şehire göç etmek yaşam tarzı değişikliğini beraberinde getiriyor. Kırsalda fazla çocuk, özellikle tarlalarda çalışacak ekstra işgücü, şehirde fazla çocuk besleyecek fazladan boğaz anlamına geliyor. Bu nedenle şehirlerde yaşayanlar ekonomik olarak rasyonel davranışla daha az çocuk yapmaya başlıyor.

Şehirleşmenin bir başka etkisi de kadınlar üzerinde kendini gösteriyor. Kayıtlı işgücüne katılım kadınlarda yüksek olduğu için şehirlerde kadınların eğitim seviyeleri ve kariyerleri yükseliyor. Birçok gelişmiş ülkede ilk kez anne olanların yaşı 40’ın üzerine çıkmış durumda. Genç yaşta annelik oranı hızla düşüyor. Gelişmiş ülkelerde 40 yaş üzerinde annelerin sayısı genç anneleri geçmiş durumda.

DÜNYA NÜFUSU 30 YIL İÇİNDE AZALMAYA BAŞLAYABİLİR

Tüm bu etkenler önümüzdeki 30 yıl içinde dünya nüfusunun azalmaya başlayacağı tahminlerini doğru çıkarıyor. Hatta Covid 19 pandemisinin bu süreyi biraz daha kısaltacağı yorumları yapılmaya başladı.

Peki dünya nüfusundaki azalma neden önemli? Bu gelişmeye sadece çevresel etki açısından bakılırsa nüfustaki azalma olumlu olarak yorumlanabilir.

Ancak özellikle sosyal güvenlik sistemleri için bu gelişme tam bir felaket anlamına geliyor. 1960’lı yıllarda bir emekliye karşın 6 çalışan nüfus varken, 2035 yılında bu oranın 1’e 3 olacağı tahmin ediliyor.

Son dönemde sıkça dile getirilen bir görüşte tüketim çılgınlığına son verip daha sakin bir yaşama alışmamız, daha az nüfusla yeni bir denge bulmamız gerekliliğini dile getiriyor. Bu kulağa oldukça hoş geliyor. Ancak bunun karşısında olan görüş te şu soruları soruyor; yaşlandığınızda sağlık ve sosyal güvenlik primlerini kim ödeyecek? Sattığınız bu kadar ürün ve hizmeti kim satın alacak?

Tüm bu tartışmalara karşın önümüzde tek bir gerçek var. O da daha az ve daha yaşlı bir nüfusla yaşayacağımız gerçeği.

Kaynak: WEF, TÜİK, 




Yorum Gönder

0 Yorumlar