ANALİZ: Müzik toplumda büyüyen yabancılaşma ve tecrit duygusunun panzehiri, sosyal merhemidir



Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 1 Temmuz itibarıyla pandemi kısıtlamalarının kalkacağını açıklarken, gece saat 24:00'ten sonra müzikli yayın yasağı getirildiğini duyurdu. Erdoğan 'Kusura bakmayın kimsenin kimseyi rahatsız etme yok' cümlesiyle gerekçenlendirdiği yasağa karşın tepkiler büyüdü. Peki müzik nedir? Toplumlar için ne ifade eder? 

Evde vakit geçirdiğimiz günlerde sevdiklerimiz ile sosyal mesafemizi korurken, dünyanın birçok kentinden sosyal medya üzerinden şarkı söyleme görüntüleri gelmeye başladı. İnsanlar kendi kendilerine kaldıkları dönemde neden şarkı söylemeyi tercih ettiler? Böyle dönemlerde balkonlardan, YouTube videolarıyla birlikte şarkı söyleme duygusunun öne çıkmasının nedeni nedir?

TECRİT DUYGUSUNUN PANZEHİRİ
Dünya Ekonomik Forumu’nun Covid-19 bloğunda yayımlanan makaleye göre, müziğin insanlar üzerinde aidiyet ve katılım duygusu yarattığı bir gerçek. Uzmanlar müziği, toplumda büyüyen “yabancılaşma ve tecrit duygusunun panzehiri” olarak tanımlıyor.
Belirsizlik ve panik durumu karşısında müzik, kaygıyı yatıştırmak, topluluk bağlarını güçlendirmek ve topluluk ruhuna yönelik bir tehdide karşı koymak için tam bir sosyal merhem görevi görüyor.
İşte tam bu sebeple şu an dünyanın birçok şehrinin balkonlarından yükselen melodiler boş sokakları çınlatıyor.

KONTROLÜ ELE ALMAK İÇİN ARAÇ
Evde kalmak zorunda olan insanlar, normal zamanlarda aileleri ve arkadaşlarından aldıkları sosyal destekten mahrum kalır. Ayrıca bu tip zorunlu ve kısıtlayıcı uygulamalar, günlük olarak hayatımızı kontrol etme becerilerimizi sınırlar. İşte müzik, tam da bu noktada kontrolü yeniden ele almamızı sağlayan bir araç.

Aslında kaotik durumlarda müziğin daha fazla hayatımızda yer bulması durumuyla ilk kez karşılaşmıyoruz. En yakın örneği Fransa’nın başkenti Paris’teki ünlü Notre Dame Kilisesi yangınında yaşandı. Paris’in simgelerinden biri yanarken, ellerinden hiçbir şey gelmeyeceğini bilen Fransızlar, toplumlarının devam edeceği inancıyla yan yana durarak ilahiler söylediler. Ve müzik bir kez daha dayanışma duygusunun dışa vurumu olarak ortaya çıktı.

Evde kalma döneminde de birçok şehirde, insanların eşzamanlı olarak şarkılar söylemesi ve alkışlaması da dahil olmak üzere birçok koordineli takdir görüntülerine şahit olduk. Toplumlar özellikle sağlık çalışanlarına yönelik takdir ve destek duygularını çoğu zaman şarkılar yoluyla gösteriyor.

İnsanlığın ilk kez ne zaman müzik yapmaya başladığını tam olarak bilmiyoruz. Ancak arkeolojik kalıntılara bakılırsa, Avrupa Kıtası’ndaki ilk ilkel müzik aletinin geçmişi 40 bin yıl öncesine dayanıyor.

Müziğin sosyal uyumu ve doğrudan insan dikkatini arttırma kabiliyeti, insan evrimi boyunca insan gelişiminin önemli bir parçasıydı. Müzik, muhtemelen insanlığın erken dönemlerinde de duyguların ve niyetlerin etkili bir şekilde aktarımını sağladı. 

Bugün müzik, hiç şüphesiz ki en çok tüketilen kültür biçimi. İnsanlar, ruh hâllerini düzenlemek, özfarkındalık elde etmek, kişisel ve kolektif kimlik oluşturmak ya da sosyal ilişkinin bir ifadesi olarak müziği tercih ediyor.

Bu iletişim şekli, stres zamanlarında belirleyici bir etken olabilir ve nihayetinde “yaşam ile ölüm arasındaki fark” anlamına gelebilir.
Şimdilerde, bu ilk çağlardan kalma adaptasyon yönteminin, evinde kalan toplulukları bir araya getirerek bir kez daha seferber ettiğini görüyoruz.

Müzik, hâlâ insanlık için önemini kaybetmedi.

Kaynak: WEF

Not: Bu yazı 2020 yılı Nisan ayında, ilk pandemi döneminde yazılmıştır

Yorum Gönder

0 Yorumlar